İşte, bütün bahsettiğimiz umur-u gaybiye, on kısım envâ-ı mu'cizâtından birtek nevidir

O nevin on kısmından bir kısmını söylemedik

Şimdi, bu kısımla beraber, i'câz-ı Kur'ân'a dair Yirmi Beşinci Sözde, gayet geniş ihbar-ı gayb nevinin, dört nevini icmâlen beyan etmişiz

İşte buradaki nevi ile beraber, Kur'ân'ın lisanıyla gaybdan haber verilen o dört büyük nevi beraber düşün

Gör ki, ne kadar kati, şüphesiz, parlak, kuvvetli, kavî bir bürhan-ı risalettir ki, bütün bütün kalbi, aklı bozulmayan, elbette İmân edecek ki, zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, Hâlık-ı Külli Şey ve Allâmü'l-Guyûb olan bir
Zât-ı Zülcelâlin resulüdür ve Ondan haber alıyor
Yedinci Nükteli İşaret
Mu'cizât-ı Nebeviyenin bereket-i taam hususunda olan kısmından birkaç kati ve mânen mütevatir misaline işaret edeceğiz

Bahisten evvel bir mukaddime zikri münasiptir
Mukaddime:
Şu gelecek bereketli mu'cizât misalleri, herbiri müteaddit tarikle, hattâ bazıları on altı tarikle sahih bir surette nakledilmiş

Ekserisi bir cemaat-i kesire huzurunda vuku bulmuş; o cemaat içinde muteber ve sadık insanlar onlardan bahsedip nakletmişler

Meselâ, "Sâ' denilen dört avuç taamdan yetmiş adam yemişler, tok olmuşlar" naklediyor

O yetmiş adam onun sözünü işitiyor, tekzip etmiyor

Demek sükûtla tasdik ediyorlar

Halbuki, o asr-ı sıdk ve hakikatte ve o hakperest ve ciddî ve doğru adam olan Sahabeler, zerre miktar yalanı görse, red ve tekzip ederler

Halbuki, bahsedeceğimiz vakıaları çoklar rivayet etmiş ve ötekiler de sükûtla tasdik etmişler

Demek, herbir hadise mânen mütevatir gibi katidir
Hem Sahabeler, Kur'ân'ın ve âyetlerin hıfzından sonra, en ziyade Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ef'al ve akvâlinin muhafazasına, bahusus ahkâma ve mu'cizâta dair ahvâline bütün kuvvetleriyle çalıştıklarını ve sıhhatlerine pek çok dikkat ettiklerini, tarih ve siyer şehadet ediyor

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ait en küçük bir hareketi, bir sîreti, bir hali ihmal etmemişler

Ve etmediklerini ve kaydettiklerini, kütüb-ü ehâdisiye şehadet ediyor
Hem Asr-ı Saadette, mu'cizâtı ve medar-ı ahkâm ehâdisi, kitabetle çoklar kaydedip yazdılar

Hususan Abâdile-i Seb'a kitabetle kaydettiler

Hususan, Tercümanü'l-Kur'ân olan Abdullah ibni Abbas ve Abdullah ibni Amr ibni'l-Âs, bahusus otuz kırk sene sonra Tâbiînin binler muhakkikleri, ehâdisi ve mu'cizâtı yazıyla kaydettiler
Daha ondan sonra, başta dört imam-ı müçtehid ve binler muhakkik muhaddisler naklettiler, yazıyla muhafaza ettiler
Daha Hicretten iki yüz sene sonra, başta Buharî, Müslim, Kütüb-ü Sitte-i makbule vazife-i hıfzı omuzlarına aldılar

İbni Cevzî gibi şiddetli binler münekkitler çıkıp, bazı mülhidlerin veya fikirsiz veya hıfzsız veya nâdanların karıştırdıkları mevzu ehâdisi tefrik ettiler, gösterdiler
Sonra, ehl-i keşfin tasdikiyle, yetmiş defa Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm temessül edip yakaza halinde onun sohbetiyle müşerref olan Celâleddin Süyutî gibi allâmeler ve muhakkikler, ehâdis-i sahihanın elmaslarını, sair sözlerden ve mevzuattan tefrik ettiler

İşte, bahsedeceğimiz hadiseler, mucizeler, böyle elden ele-kuvvetli, emin, müteaddit ve çok, belki hadsiz ellerden-sağlam olarak bize gelmiş

"
Elhamdü lillâhi hâzâ min fadli Rabbî"
İşte buna binaen, "Bu zamana kadar uzun mesafeden gelen, şu zamandan tâ o zamana kadar bu hadiseleri, nasıl bileceğiz ki karışmamış ve sâfidir?" hatıra gelmemelidir
Berekete Dair Mu'cizât-ı Katiyenin Birinci Misali: Başta Buharî ve Müslim, Kütüb-ü Sitte-i sahiha müttefikan haber veriyorlar ki:
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Hazret-i Zeynep ile tezevvücü velîmesinde, Hazret-i Enes'in validesi Ümmü Süleym, bir iki avuç hurmayı yağla kavurarak bir kaba koyup Hazret-i Enes'le Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâma gönderdi

Enes'e ferman etti ki: "Filân, filânı çağır

Hem, kime tesadüf etsen davet et

" Enes de kime rast geldiyse çağırdı

Üç yüz kadar Sahabe gelip suffe ve hücre-i saadeti doldurdular
Ferman etti:

Yani, "Onar onar halka olunuz

" Sonra, mübarek elini o az taam üzerine koydu, dua etti, "Buyurun" dedi

Bütün o üç yüz adam yediler, tok olup kalktılar

Enes'e ferman etmiş: "Kaldır

" Enes demiş ki: "Bilmedim, taam kabını koyduğum vakit mi taam çoktu, yoksa kaldırdığım vakit mi çoktu, fark edemedim

"
İkinci Misal: Mihmandâr-ı Nebevî Ebu Eyyubi'l-Ensârî hanesine teşrif-i Nebevî hengâmında Ebu Eyyüb der ki:
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ve Ebu Bekr-i Sıddık'a kâfi gelecek iki kişilik yemek yaptım

Ona ferman etti:

-3- Otuz adam geldiler, yediler

Sonra ferman etti:

-4- Altmış daha davet ettim

Geldiler, yediler

Sonra ferman etti:

-5- Yetmiş daha davet ettim

Geldiler, yediler

Kaplarda yemek daha kaldı

Bütün gelenler o mucize karşısında İslâmiyete girip biat ettiler

O iki kişilik taamdan yüz seksen adam yediler
Üçüncü Misal: Hazret-i Ömer ibnü'l-Hattab ve Ebu Hüreyre ve Selemetübnü'l-Ekvâ ve Ebu Amratü'l-Ensarî gibi, müteaddit tariklerle diyorlar ki:
Bir gazvede ordu aç kaldı

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma müracaat ettiler

Ferman etti ki: "Heybelerinizde kalan bakıye-i erzakı toplayınız

" Herkes azar birer parça hurma getirdi

En çok getiren, dört avuç getirebildi

Bir kilime koydular
Seleme der ki: "Mecmuunu ben tahmin ettim, oturmuş bir keçi kadar ancak vardı

" Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bereketle dua edip ferman etti: "Herkes kabını getirsin

" Koşuştular, geldiler

O ordu içinde hiçbir kap kalmadı, hepsini doldurdular

Hem fazla kaldı
Sahabeden bir râvi demiş: "O bereketin gidişatından anladım: Eğer ehl-i arz gelseydi, onlara dahi kâfi gelecekti

"
Dördüncü Misal: Başta Buharî ve Müslim, kütüb-ü sahiha beyan ediyorlar ki:
Abdurrahman ibn-i Ebî Bekr-i Sıddık der: Biz yüz otuz Sahabe, bir seferde Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik

Dört avuç miktarı olan bir sâ' ekmek için hamur yapıldı

Bir keçi dahi kesildi, pişirildi; yalnız ciğer ve böbrekleri kebap yapıldı

Kasem ederim, o kebaptan, yüz otuz Sahabeden herbirisine bir parça kesti, verdi

Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm pişmiş eti iki kâseye koydu

Biz umumumuz tok oluncaya kadar yedik; fazla kaldı

Ben fazlasını deveye yükledim
Beşinci Misal: Kütüb-ü sahiha katiyetle beyan ediyorlar ki:
Gazve-i Garra-i Ahzabda, meşhur Yevmü'l-Hendek'te, Hazret-i Câbiru'l-Ensârî kasemle ilân ediyor: O günde, dört avuç olan bir sâ' arpa ekmeğinden, bir senelik bir keçi oğlağından bin adam yediler ve öylece kaldı
Hazret-i Câbir der ki: O gün yemek, hanemde pişirildi

Bütün bin adam o sâ'dan, o oğlaktan yediler, gittiler

Daha tenceremiz dolu kaynıyor, daha hamurumuz ekmek yapılıyor

O hamura, o tencereye mübarek ağzının suyunu koyup bereketle dua etmişti
İşte, şu mucize-i bereketi, bin zâtın huzurunda, onları ona alâkadar göstererek Hazret-i Câbir kasemle ilân ediyor

Demek şu hadise, bin adam rivayet etmiş gibi kati denilebilir
Altıncı Misal: Nakl-i sahih-i kati ile, hâdim-i Nebevî Hazret-i Enes'in amcası meşhur Ebu Talha der ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, yetmiş seksen adamı, Enes'in koltuğu altında getirdiği az arpa ekmeğinden tok oluncaya kadar yedirdi

"O az ekmekleri parça parça ediniz" emretti ve bereketle dua etti

Menzil dar olduğundan, onar onar gelip yediler, tok olarak gittiler
Yedinci Misal: Nakl-i sahih-i kati ile, Şifâ-i Şerif ve Müslim gibi kütüb-ü sahiha beyan ederler ki:
Hazret-i Câbiru'l-Ensârî diyor: Bir zat, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmdan iyâli için taam istedi

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm yarım yük arpa verdi

Çok zaman o adam iyâliyle ve misafirleriyle o arpadan yediler

Bakıyorlar, bitmiyor

Noksaniyetini anlamak için ölçtüler

Sonra bereket dahi kalktı; noksan olmaya başladı

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma geldi, vak'ayı beyan etti

Ona cevaben ferman etti:

Yani, "Eğer kile ile tecrübe etmeseydiniz, hayatınızca size yeterdi

" -1-
Sekizinci Misal: Tirmizî ve Neseî ve Beyhakî ve Şifâ-i Şerif gibi kütüb-ü sahiha beyan ediyorlar ki:
Hazret-i Semeretübnü Cündüb der: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma bir kâse et geldi

Sabahtan akşama kadar fevc fevc adamlar geldiler, yediler

-2-
İşte, mukaddimede beyan ettiğimiz sırra binaen, şu vakıa-i bereket yalnız Semure'nin rivayeti değil; belki Semure, o yemeği yiyen cemaatlerin mümessili gibi, onların namına ve tasdiklerine binaen ilân ediyor
Dokuzuncu Misal: Şifâ-i Şerif sahibi ve meşhur İbni Ebî Şeybe ve Taberânî gibi mevsuk ve sahih muhakkikler rivayetiyle, Hazret-i Ebu Hüreyre der:
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bana emretti: "Mescid-i şerifin suffesini mesken ittihaz eden yüzden ziyade fukara-yı muhacirîni davet et

" Ben dahi onları aradım, topladım

Umumumuza bir tabla taam konuldu

Biz istediğimiz kadar yedik, kalktık

O kâse konulduğu vakit nasıl idi; yine öyle dolu kaldı

Yalnız parmakların izi taamda görünüyordu

-3-
İşte, Hazret-i Ebu Hüreyre, umum kâmilîn-i ehl-i suffe tasdikine istinaden, onlar namına haber verir

Demek, mânen umum ehl-i suffe rivayet etmiş gibi katidir

Hem hiç mümkün müdür ki, o haber hak ve doğru olmasa, o sadık ve kâmil zatlar sükût edip tekzip etmesinler?
Onuncu Misal: Nakl-i sahih-i kati ile, Hazret-i İmam-ı Ali der:
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Benî Abdülmuttalib'i cem etti

Onlar kırk adam idiler

Onlardan bazıları bir deve yavrusunu yerdi ve dört kıyye süt içerdi

Halbuki, umum onlara bir avuç kadar bir yemek yaptı; umum yiyip tok oldular, yemek eskisi gibi kaldı

Sonra, üç dört adama ancak kâfi gelir ağaçtan bir kap içinde süt getirdi

Umumen içtiler, doydular; içilmemiş gibi bâki kaldı

-4- İşte, Hazret-i Ali'nin şecaati ve sadakati katiyetinde bir mucize-i bereket!
On Birinci Misal: Nakl-i sahih ile, Hazret-i Ali ve Fatımatü'z-Zehrâ velîmesinde, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Bilâl-ı Habeşîye emretti: "Dört beş avuç un, ekmek yapılsın ve bir deve yavrusu kesilsin

"
Hazret-i Bilâl der: Ben taamı getirdim

Mübarek elini üstüne vurdu

Sonra taife taife Sahabeler geldiler, yediler, gittiler

O yemekten bâki kalan miktara yine bereketle dua etti

Bütün ezvâc-ı tâhirâta, herbirine birer kâse gönderildi

Emretti ki: "Hem yesinler, hem yanlarına gelenlere yedirsinler

" -1-
Evet, böyle mübarek bir izdivaçta, elbette böyle bir bereket lâzımdır ve vukuu katidir
On İkinci Misal: Hazret-i İmam-ı Cafer-i Sadık, pederleri İmam-ı Muhammedü'l-Bâkır'dan, o da pederi İmam-ı Zeynelâbidîn'den, o dahi İmam-ı Ali'den nakleder ki:
Fatımatü'z-Zehrâ, yalnız ikisine kâfi gelecek bir yemek pişirdi

Sonra Ali'yi gönderdi, tâ Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm gelsin, beraber yesinler

Teşrif etti ve emretti ki, o yemekten herbir ezvâcına birer kâse gönderildi

Sonra kendine, hem Ali'ye, hem Fatıma ve evlâtlarına birer kâse ayrıldıktan sonra, Hazret-i Fatıma der: "Tenceremizi kaldırdık; daha dolu olup taşıyordu

Meşiet-i İlâhiye ile, hayli zaman o yemekten yedik

" -2-
Acaba niçin bu nuranî, yüksek silsile-i rivayetten gelen şu mucize-i berekete, gözünle görmüş gibi inanmıyorsun? Evet, buna karşı şeytan dahi bahane bulamaz
On Üçüncü Misal: Ebu Davud ve Ahmed ibni Hanbel ve İmam-ı Beyhakî gibi sadûk imamlar, Dükeynü'l-Ahmes ibni Saidi'l-Müzeyn'den, hem altı kardeşle beraber sohbete müşerref ve Sahabelerden olan Numan ibni Mukarrini'l-Ahmesiyyi'l-Müzeyn'den, hem Cerir'den naklederek, müteaddit tariklerle Hazreti Ömer ibnü'l-Hattab'dan naklediyorlar ki:
Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Hazret-i Ömer'e emretti: "Ahmesî kabilesinden gelen dört yüz atlıya yolculuk için zâd ü zahîre ver

" Hazret-i Ömer dedi: "Ya Resulallah, mevcut zahîre birkaç sâ'dır

Kümesi, oturmuş bir deve yavrusu kadardır

" Ferman etti: "Git, ver

" O da gitti, yarım yük hurmadan, dört yüz süvariye kifayet derecesinde zâd ü zahîre verdi

Ve dedi: Hiç noksan olmamış gibi eski halinde kaldı

-3-
İşte şu mucize-i bereket, dört yüz adamla ve bahusus Hazret-i Ömer ile münasebettar bir surette vukua gelmiştir

Rivayetlerin arkasında bunlar var

Bunların sükûtu, tasdiktir; iki üç haber-i vahid deyip geçme

Böyle hadiseler haber-i vahid dahi olsa, tevatür-ü mânevî hükmünde kanaat verir
On Dördüncü Misal: Başta Buharî ve Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki:
Hazret-i Câbir'in pederi vefat eder

Borcu çok, ziyade medyun; borç sahipleri de Yahudiler

Câbir, pederinin asıl malını guremâya verdi, kabul etmediler

Halbuki, bağındaki meyveleri, kaç senede deynine kâfi gelmeyecek

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti: "Bağın meyvelerini koparınız, harman ediniz

" Öyle yaptılar

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm harman içinde gezdi, dua etti

Sonra Câbir, harmandan pederinin bütün guremâsının borçlarını verdikten sonra, yine, bir senede bağdan gelen mahsulât kadar harmanda kaldı

Bir rivayette, bütün guremâya verdiği kadar kaldı

O hadiseden, borç sahipleri olan Yahudiler çok taaccüp edip hayrette kaldılar

-1-
İşte şu mucize-i bâhire-i bereket, yalnız Hazret-i Câbir gibi birkaç râvilerin haberi değil

Belki mânevî tevatür hükmünde, o hadise ile münasebettar, hadd-i tevatür derecesinde çok adamları temsil ederek rivayet etmişler
On Beşinci Misal: Başta Tirmizî ve İmam-ı Beyhakî gibi muhakkikler, Hazret-i Ebu Hüreyre'den nakl-i sahihle beraber haber veriyorlar ki:
Ebu Hüreyre demiş ki: Bir gazvede (başka bir rivayette, gazve-i Tebük'te), ordu aç kaldı

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etti:

"Birşey var mı?" diye emretti

Ben dedim: "Heybede bir parça hurma var

" (Bir rivayette, on beş tane imiş

) Dedi: "Getir

" Getirdim

Mübarek elini soktu, bir kabza çıkardı, bir kaba bıraktı, bereketle dua buyurdular

Sonra onar onar askeri çağırdı, umumen yediler

Sonra ferman etti:

-2- Ben aldım, elimi o heybeye soktum

Evvel getirdiğim kadar elime geçti

Sonra Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hayatında, Ebu Bekir ve Ömer ve Osman hayatında o hurmalardan yedim

(Başka bir tarikte rivayet edilmiş ki: O hurmalardan kaç yük, fî sebilillâh sarf ettim

Sonra Hazret-i Osman'ın katlinde o hurma, kabıyla nehb ve garat edildi, gitti

) -3 -
İşte, hoca-i kâinat olan Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâmın kudsî medresesi ve tekkesi olan suffenin demirbaş bir mühim talebesi ve müridi ve kuvve-i hafızanın ziyadesi için dua-yı Nebeviyeye mazhar olan Hazret-i Ebu Hüreyre, gazve-i Tebük gibi bir mecma-ı nâsta vukuunu haber verdiği şu mucize-i bereket, mânen bir ordu sözü kadar kati ve kuvvetli olmak gerektir
On Altıncı Misal: Başta Buharî, kütüb-ü sahiha nakl-ı kati ile beyan ediyorlar ki:
Hazret-i Ebu Hüreyre aç olmuş

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın arkasından gidip menzil-i saadete gitmişler

Bakarlar ki, bir kadeh süt oraya hediye getirilmiş

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm emretti ki:
"Ehl-i Suffeyi çağır

" Ben kalbimden dedim ki: "Bu sütün bütününü ben içebilirim; ben daha ziyade muhtacım

" Fakat emr-i Nebevî için onları topladım, getirdim

Yüzü mütecaviz idiler

Ferman etti: "Onlara içir

" Ben de o kadehteki sütü birer birer verdim

Herbirisi doyuncaya kadar içer, diğerine veririm

Böyle birer birer içirerek bütün Ehl-i Suffe o sâfi sütten içtiler

Sonra ferman etti ki:

-1- Ben içtim

İçtikçe, "İç" ferman eder

Tâ, ben dedim: "Seni hak ile irsal eden
Zât-ı Zülcelâle kasem ederim, yer kalmadı ki içeyim

" Sonra kendisi aldı, Bismillâh deyip hamd ederek bakıyesini içti

Yüz bin âfiyet olsun! -2-
İşte şu sâfi, hâlis süt gibi lâtîf, şüphesiz mucize-i bâhire-i bereket, beş yüz bin hadisi hıfzına alan Hazret-i Buharî başta olarak, Kütüb-ü Sitte-i sahiha ile nakilleri, gözle görmek kadar kati olmakla beraber, medrese-i kudsiye-i Ahmediye (a

s

m

) olan suffenin namdar, sadık, hafız bir şakirdi olan Ebu Hüreyre'nin, umum Ehl-i Suffeyi mânen işhad ederek, âdetâ umumunu temsil edip şu ihbarı tevatür derecesinde kati telâkki etmeyenin, ya kalbi bozuk veya aklı yok

Acaba, Hazret-i Ebu Hüreyre gibi sadık ve bütün hayatını hadise ve dine vakfeden,

-3-
hadisini işiten ve nakleden, hiç mümkün müdür ki, hıfzındaki ehâdis-i Nebeviyenin kıymetini ve sıhhatini şüpheye düşürüp Ehl-i Suffenin tekzibine hedef edecek muhalif bir söz ve asılsız bir vak'a söylesin? Hâşâ!
Yâ Rab! Şu Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bereketi hürmetine, bize ihsan ettiğin maddî ve mânevî rızkımıza bereket ihsan et!
Bir Nükte-i Mühimme: Malûmdur ki, zayıf şeyler içtimâ ettikçe kuvvetleşir

İncecik ipler topak yapılsa, kuvvetli halat olur

Kuvvetli halatlar topak yapılsa, kimse koparamaz

İşte, on beş envâ-ı mu'cizâttan yalnız bereket kısmındaki mu'cizâtı ve o kısmın on beş kısmından ancak bir kısmını, on beş misalle gösterdik

Herbir misal, tek başıyla nübüvveti ispat eder bir derecede kuvvetliydi

Farz-ı muhal olarak, bunların bir kısmını kuvvetsiz saysak da yine kuvvetsiz diyemeyiz

Çünkü, kavî ile ittifak eden kavîleşir
Hem şu on beş misalin içtimaı, kati, şüphesiz bir tevatür-ü mânevî ile, kuvvetli bir mucize-i kübrâyı gösterir

Şimdi, şu mecmudaki mucize-i kübrâ, bereket mucizelerinden zikredilmemiş olan on dört kısm-ı âhare mezc edilse, kuvvetli halatları topak yapmak gibi, koparılması mümkün olmayan bir mucize-i ekber, içinde görünür
Sonra, şu mucize-i ekberi, sair on dört nevi mu'cizâtın mecmuuna ilâve et, gör ki, ne derece kuvvetli, sarsılmaz, kati bir bürhan-ı nübüvvet-i Ahmediyeyi (a

s

m

) gösterir

İşte, nübüvvet-i Ahmediyenin (a

s

m

) direği, şu mecmudan teşekkül eden dağ gibi kuvvetli bir direktir

Şimdi, cüz'iyatta ve misallerde, sû-i fehimden gelen şüphelerle, o metin sakf-ı muallâyı sebatsız ve kabil-i sukut görmek ne derece akılsızlık olduğunu anladın
Evet, berekete dair o mucizeler gösteriyorlar ki, Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, umuma rızık veren ve rızıkları halk eden bir Zât-ı Rahîm ve Kerîmin sevgili memurudur, pek hürmetli bir abdidir ki, rızkın envâında, hilâf-ı âdet olarak, ona hiçten ve sırf gaybdan ziyafetler gönderiyor
Malûmdur ki, Ceziretü'l-Arab, suyu ve ziraati az bir yerdir

Onun için, ahalisi, hususan bidayet-i İslâmdaki Sahabeler, dıyk-ı maişete maruzdular

Hem susuzluğa çok defa giriftar oluyorlardı

İşte, bu hikmete binaen, mu'cizât-ı bâhire-i Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâmın mühimleri, taam ve su hususunda tezahür etmiş

Bu harikalar, dâvâ-yı nübüvvete delil ve mucize olmaktan ziyade, ihtiyaca binaen, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma bir ikram-ı İlâhî, bir ihsan-ı Rabbânî, bir ziyafet-i Rahmâniye hükmündedir

Çünkü, o mu'cizâtı görenler, nübüvveti tasdik etmişler

Fakat mucize zuhur ettikçe İmân ziyadeleşir, nurun alâ nur olur
Sekizinci İşaret
Su hususunda tezahür eden bir kısım mu'cizâtı beyan eder
Mukaddime:
Malûmdur ki, cemaatler içinde vuku bulan hadiseler, âhâdî bir surette nakledilse, tekzip edilmediği vakit, doğruluğunu gösterir

Çünkü, insanın fıtratında, yalana yalandır demeye cibillî bir meyil vardır

Hususan, her kavimden ziyade yalana karşı sükût etmez Sahabeler olsa; hususan hadiseler Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma taallûk etse; ve bilhassa, nakleden, meşâhir-i Sahabeden olsa, elbette o haber-i vahid sahibi, o hadiseyi gören cemaati temsil eder hükmünde rivayet eder
Halbuki, şimdi bahsedeceğimiz mu'cizât-ı mâiyeyi, herbir misali çok tariklerle, çok Sahabelerin ellerinden, binler Tâbiînin muhakkikleri el atıp almışlar, sağlam olarak ikinci asır müçtehidlerinin ellerine vermişler

Onlar da, kemâl-i ciddiyetle ve hürmetle el atıp, kabul edip, arkalarındaki asrın muhakkiklerinin ellerine vermişler

Her tabaka, binler kuvvetli ellerden geçip, gele gele tâ asrımıza gelmiş

Hem Asr-ı Saadette yazılan kütüb-ü ehâdisiye sağlam olarak devredilip, tâ Buharî ve Müslim gibi ilm-i hadisin dâhi imamlarının ellerine geçmiş

Onlar da, kemâl-i tahkikle merâtibini tefrik ederek, sıhhati şüphesiz olanları cem ederek bir ders vermişler, takdim etmişler
İşte, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın mübarek parmaklarından suyun akması ve pek çok adama içirmesi mütevatirdir

Öyle bir cemaat nakletmiş ki, yalana ittifakları muhaldir

Şu mucize gayet katidir

Hem üç defa, üç mecma-ı azîmde tekerrür etmiş

Başta Buharî, Müslim, İmam-ı Mâlik, İmam-ı Şuayb, İmam-ı Katâde gibi pek çok ehl-i sahih bir cemaat, Sahabelerden, başta hâdim-i Nebevî Hazret-i Enes, Hazret-i Câbir, Hazret-i İbni Mes'ud gibi meşâhir-i Sahabenin bir cemaatinden, parmaklarından suyun kesretle akması ve orduya içirmesi, nakl-i sahih-i kati ile beyan edilmiştir

Bu nevi mucize-i mâiyeden, pek çok misallerinden dokuz misali beyan edeceğiz
Birinci Misal: Başta Buharî, Müslim, kütüb-ü sahiha, Hazret-i Enes'ten nakl-i sahihle haber veriyorlar ki:
Hazret-i Enes diyor: Zevra nâm-mahalde, üç yüz kişi kadar, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ile beraberdik

İkindi namazı için abdest almayı emretti

Su bulunmadı

Yalnız bir parça su emretti; getirdik

Mübarek ellerini içine batırdı

Gördüm ki, parmaklarından çeşme gibi su akıyor

Sonra, bütün maiyetindeki üç yüz adam geldiler, umumu abdest alıp içtiler

-1-
İşte, şu misali, Hazret-i Enes, üç yüz kişiyi temsil ederek haber veriyor

Mümkün müdür ki, o üç yüz kişi, şu habere mânen iştirak etmesinler; hem iştirak etmedikleri halde tekzip etmesinler?
İkinci Misal: Başta Buharî, Müslim, kütüb-ü sahiha haber veriyorlar ki:
Hazret-i Câbir ibni Abdullahi'l-Ensârî beyan ediyor: Biz, bin beş yüz kişi, gazve-i Hudeybiye'de susadık

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, kırba denilen deriden bir kap sudan abdest aldı, sonra elini içine soktu

Gördüm ki, parmaklarından çeşme gibi su akıyor

Bin beş yüz kişi içip, kaplarını o kırbadan doldurdular
Sâlim ibni Ebi'l-Ca'd, Câbir'den sormuş: "Kaç kişiydiniz?" Câbir demiş ki: "Yüz bin kişi de olsaydı, yine kâfi gelirdi

Fakat biz, on beş yüz (yani bin beş yüz) idik

" -2-
İşte, şu mucize-i bâhirenin râvileri, mânen bin beş yüz kadardırlar

Çünkü, fıtrat-ı beşeriyede, yalana yalan demek bir meyl-i arzusu vardır

Sahabeler ise, sıdk ve doğruluk için, can ve mal ve peder ve validelerini ve kavim ve kabilelerini feda edip, sıdk ve hak için fedai oldukları halde, hem "Benden bilerek yalan birşey haber veren, Cehennem ateşinden yerini hazırlasın" -3- meâlindeki hadis-i şerifin tehdidine karşı, yalana mukabil sükût etmeleri mümkün değildir

Madem sükût ettiler; o haberi kabul ettiler, mânen iştirak edip tasdik ediyorlar demektir
